| Giriş Yap | |
Fotoğraf Galerisi |
Video Galerisi |
29 Mayıs 1976 doğumlu yazar Hakan Günday, ilköğrenimini Brüksel'de tamamladı.
Ankara'da Tevfik Fikret Lisesi'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Edebiyat
Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü'nde üniversite eğitimine başladı ve
ertesi yıl Universite Libre de Bruxelles’in Siyasal Bilimler bölümüne geçti. Öğrenimine
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde devam etti.
İlk romanı olan Kinyas ve Kayra (2000) ile kendi okur kitlesini oluşturan yazar daha sonra;
Zargana (2002), Piç (2003), Malafa (2005), Azil (2007) son olarak da Ziyan (2009)
ile bu başarısını sürdürerek edebiyat çevrelerinin ilgiyle izlediği bir yazar haline geldi.*
Kendisine, hayatı, kitapları ve seçimleri hakkındaki sorularıma içtenlikle verdiği cevaplar için,
öncelikle kendi adıma ve daha sonra Bahçeşehir Üniversitesi, Bunicard platformu adına teşekkür
ederim.
Yazılarınızla insanların ruhlarına, akıllarına, yalnızlıklarına hatta benliklerine karıştığınız, hatırlattığınız gerçeklerle yaşamlarını sarstığınız düşünülürse, Hakan Günday'ın gözlerine hitap etmekle kalmayıp en az kendisinin okurlarında yarattığı etki kadar etkilendiği bir yazar var mıdır?
Louis Ferdinand Céline, ki kendisi benim için sadece bir yazar değil, bir düşünce biçimidir. Düşünmenin bir yoludur. Okumayı boşa öğrenmediğime kanıttır. Yıllar önce kendisi hakkında yazdığım bir metnin son cümlesi, "Céline için ölür ve öldürürüm"dü. Demek ki biraz da olsa etkilenmişim!
Romanlarınızda karakter olarak yer aldığınızı görüyoruz, peki Hakan Günday o hikayelerde hayali bir kahraman mıdır yoksa anlattıkları arasında gerçek hayatta da yaşadıkları
var mıdır, bedensel ya da zihinsel olarak?
Roman, temelde hayalîdir. Dolayısıyla sayfalarında yer alan her özel isim, bir hayal kahramanına aittir. Sonuçta, kimliğimde yazan Hakan Günday'la, Kinyas ve Kayra'daki Hakan Günday arasında hayli bir fark olduğu için roman yazıyorum.
Kelimelere, cümlelere dolayısıyla hayata yüklediğiniz sebepler, sonuçlar ve anlamlar arasında hiç bocaladığınız, anlamadığınız ve dolayısıyla anlatamadığınız anlar oldu mu?
Nerede okudum, hatırlamıyorum. Yoksa ben mi yazdım, onu da bilmiyorum. Ama şöyle bir cümle vardı: Kışkırtmayı ve çelişkiyi güzel sanatlar seviyesine çıkarmak. Dolayısıyla, bocalamak ve anlamamak, kurulan ilk cümleden itibaren kabul edilmesi gereken bir hal. Bugüne kadar, herhangi bir soruya yanıt getiren herhangi bir roman yazdığımı hatırlamıyorum. Benim işim, daha çok sorularla. Birbirinin boğazını sıkıp öldürecek kadar çelişkili konularla. Sonuç: anlamadığım ve anlatamadığım anlarım oldu mu? Tabii ki oldu, ben buna "hayatım" diyorum.
Hakan Günday, yazdıklarını tekrar okuma ihtiyacı hisseder mi?
Hayal ettiğim biçimde yazamadığım bölümlerle karşılaşma endişesinden ve daima yeni hikayelerle ilgilenmemden dolayı, yazdıklarımı tekrar okumak, yaptığım bir şey değil. Hatalarımı ya da eksiklerimi bulmak için geçmişte yazdıklarım yerine, başkalarının yazdıklarını okumayı tercih ediyorum.
İnançlı birisi misiniz, Edebiyata, dine, politikaya, sekse ya da futbola inanır mısınız.
Céline şöyle der: "Edebiyata büyük bir yeteneğim var ama ona inanmıyorum," Ve ben Céline'e inanırım.
Yazmak sizi ne kadar tatmin ediyor, sizi uğrunda ömrünüzün sonuna kadar yazmaktan vazgeçebilicek bir beden, bir para birimi herhangi bir şey mevcud mudur?
Yanıtı zaman içinde değişen bir soru bu. Hatta günden güne değişen ve hiçbiri birbirine benzemeyen yanıtları var bu sorunun. Belki de böyle olmalı. Çünkü her şey, ama her şey, bir an meselesi.
Kitaplarınızın ulaştığı kişi sayısı hakkında düşünceleriniz neler? Okumayı sevmeyen bir toplumda, yazıları aracıyla anlatacakları olan biri olmak sizi hayal kırıklığına uğratıyor mu?
Satış rakamlarını takip ederek yazmak, hayat boyu kaçtığım muhasebeciliğe bir dönüş olacağından, konu hakkında herhangi bir fikrim yok. Okumayı sevmeyen topluma gelince, duygularımızın karşılıklı olduğunu söyleyebilirim.
Daha önce takip ettiğimiz ropörtajlarınızda çalakalem tekniğiyle yazdığınızı belirttiniz. Bu nefes nefese koşarak yazılan yazıların sizin önünüze geçtiği durumlar yaşadınız mı hiç?
O durumlardan başka durumlarda yazdığımı hatırlamıyorum.
Yazmaya ne zaman son vereceksiniz?
Yazacaklarımı merak etmediğim gün.
Baba ve oğul? Hakan Günday ve babası?
Aradaki mesafe kapanmışsa, en ufak bir gelişme yok, demektir.
Son olarak, Hakan Günday'la değil ropörtaj yapmak, bu fikre dahi doyum olmuyor ancak; bitirmek gerekirse, çalakalem birşeyler söyler misiniz.
Bir roman yazmak için gereken tek şey bir kalemdir.
ALPTUĞ ERAY AKBUDAK
*Kaynak:tr.wikipedia.org/wiki/Hakan_Günday
29 Mayıs 1976 doğumlu yazar Hakan Günday, ilköğrenimini Brüksel'de tamamladı. Ankara'da Tevfik Fikret Lisesi'ni bitirdikten sonra Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Fransızca Mütercim Tercümanlık Bölümü'nde üniversite eğitimine başladı ve ertesi yıl Universite Libre de Bruxelles’in Siyasal Bilimler bölümüne geçti. Öğrenimine Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde devam etti. İlk romanı olan Kinyas ve Kayra (2000) ile kendi okur kitlesini oluşturan yazar daha sonra; Zargana (2002), Piç (2003), Malafa (2005), Azil (2007) son olarak da Ziyan (2009) ile bu başarısını sürdürerek edebiyat çevrelerinin ilgiyle izlediği bir yazar haline geldi.*
Yazılarınızla insanların ruhlarına, akıllarına, yalnızlıklarına hatta benliklerine karıştığınız, hatırlattığınız gerçeklerle yaşamlarını sarstığınız düşünülürse, Hakan Günday'ın gözlerine hitap etmekle kalmayıp en az kendisinin okurlarında yarattığı etki kadar etkilendiği bir yazar var mıdır? Louis Ferdinand Céline, ki kendisi benim için sadece bir yazar değil, bir düşünce biçimidir. Düşünmenin bir yoludur. Okumayı boşa öğrenmediğime kanıttır. Yıllar önce kendisi hakkında yazdığım bir metnin son cümlesi, "Céline için ölür ve öldürürüm"dü. Demek ki biraz da olsa etkilenmişim! Hakan Günday, yazdıklarını tekrar okuma ihtiyacı hisseder mi? Hayal ettiğim biçimde yazamadığım bölümlerle karşılaşma endişesinden ve daima yeni hikayelerle ilgilenmemden dolayı, yazdıklarımı tekrar okumak, yaptığım bir şey değil. Hatalarımı ya da eksiklerimi bulmak için geçmişte yazdıklarım yerine, başkalarının yazdıklarını okumayı tercih ediyorum. İnançlı birisi misiniz, Edebiyata, dine, politikaya, sekse ya da futbola inanır mısınız? Céline şöyle der: "Edebiyata büyük bir yeteneğim var ama ona inanmıyorum," Ve ben Céline'e inanırım. Yazmak sizi ne kadar tatmin ediyor, sizi uğrunda ömrünüzün sonuna kadar yazmaktan vazgeçebilicek bir beden, bir para birimi herhangi bir şey mevcud mudur? Yanıtı zaman içinde değişen bir soru bu. Hatta günden güne değişen ve hiçbiri birbirine benzemeyen yanıtları var bu sorunun. Belki de böyle olmalı. Çünkü her şey, ama her şey, bir an meselesi. Kitaplarınızın ulaştığı kişi sayısı hakkında düşünceleriniz neler? Okumayı sevmeyen bir toplumda, yazıları aracıyla anlatacakları olan biri olmak sizi hayal kırıklığına uğratıyor mu? Satış rakamlarını takip ederek yazmak, hayat boyu kaçtığım muhasebeciliğe bir dönüş olacağından, konu hakkında herhangi bir fikrim yok. Okumayı sevmeyen topluma gelince, duygularımızın karşılıklı olduğunu söyleyebilirim. Daha önce takip ettiğimiz röportajlarınızda çalakalem tekniğiyle yazdığınızı belirttiniz. Bu nefes nefese koşarak yazılan yazıların sizin önünüze geçtiği durumlar yaşadınız mı hiç? O durumlardan başka durumlarda yazdığımı hatırlamıyorum. Romanlarınızda karakter olarak yer aldığınızı görüyoruz, peki Hakan Günday o hikayelerde hayali bir kahraman mıdır yoksa anlattıkları arasında gerçek hayatta da yaşadıkları var mıdır, bedensel ya da zihinsel olarak?
Roman, temelde hayalîdir. Dolayısıyla sayfalarında yer alan her özel isim, bir hayal kahramanına aittir. Sonuçta, kimliğimde yazan Hakan Günday'la, Kinyas ve Kayra'daki Hakan Günday arasında hayli bir fark olduğu için roman yazıyorum. Kelimelere, cümlelere dolayısıyla hayata yüklediğiniz sebepler, sonuçlar ve anlamlar arasında hiç bocaladığınız, anlamadığınız ve dolayısıyla anlatamadığınız anlar oldu mu? Nerede okudum, hatırlamıyorum. Yoksa ben mi yazdım, onu da bilmiyorum. Ama şöyle bir cümle vardı: Kışkırtmayı ve çelişkiyi güzel sanatlar seviyesine çıkarmak. Dolayısıyla, bocalamak ve anlamamak, kurulan ilk cümleden itibaren kabul edilmesi gereken bir hal. Bugüne kadar, herhangi bir soruya yanıt getiren herhangi bir roman yazdığımı hatırlamıyorum. Benim işim, daha çok sorularla. Birbirinin boğazını sıkıp öldürecek kadar çelişkili konularla. Sonuç: anlamadığım ve anlatamadığım anlarım oldu mu? Tabii ki oldu, ben buna "hayatım" diyorum.
Yazmaya ne zaman son vereceksiniz? Yazacaklarımı merak etmediğim gün. Baba ve oğul? Hakan Günday ve babası? Aradaki mesafe kapanmışsa, en ufak bir gelişme yok, demektir. Son olarak bitirmek gerekirse, çalakalem birşeyler söyler misiniz? Bir roman yazmak için gereken tek şey bir kalemdir.
ALPTUĞ ERAY AKBUDAK
*Kaynak:tr.wikipedia.org/wiki/Hakan_Günday
|
| Etiketler: Hakan Günday, Röportaj |